“YAĞLI TOHUM SEKTÖRÜNDE BÖLGEMİZDE GÜNCEL DURUM”

Çok değerli sektör paydaşlarımız, Bakanlıklarımızın kıymetli temsilcileri, Üniversitelerde sektörümüze ışık tutan akademisyenlerimiz;

Derneğimizin WEB sayfasında oluşturulan misafir kalem köşemizde ilk yazı ile sizlerin karşısındayım. Bundan sonraki süreçte yerli veya yabancı sektörden, Bakanlıklarımızdan ve Üniversitelerimizden çok kıymetli kalemler, bu köşemizde yer alacaktır. İlk misafir kalem olarak, tesislerimizin lokalize olduğu Çukurova Bölgesi, yağlı tohumlar üretimine genel bir bakış yazısı ile değerlendirmelerde bulundum. Bir çok güncel bilgiyi içeren yazımız, umarım ki okuyucularımıza faydalı olur.

YAĞLI TOHUM SEKTÖRÜNDE BÖLGEMİZDE GÜNCEL DURUM

AYÇEKİRDEĞİ

Türkiye’de yağlık ayçekirdeği üretimi yıllar itibariyle verimdeki artış sebebiyle artış göstermektedir. 2018 sezonu TUİK verilerine göre ülkemizde ayçekirdeği üretimi yaklaşık 6.5 milyon dekarlık alanda gerçekleşmiş ve 1.8 milyon ton ürün elde edilmiştir. 2019 yılı için üretimin toplamda hemen hemen aynı olacağını tahmin etmekteyiz.

Türkiye geneli ekim alanları ve üretim miktarları incelendiğinde üretimde ilk beş ilin (Tekirdağ, Konya, Edirne, Kırklareli, Adana) toplam 2018 yılı üretiminin % 70 ini gerçekleştirmiş olduğu görülmektedir.

GÜNYAĞDER üyelerinin üretim faaliyetlerini gerçekleştirdiği iller 2018 yılı üretimin oransal olarak % 12 sini gerçekleştirmiştir. En yüksek pay ile (% 10) Adana birinci sıradadır.

Bölgesel bazda ekim takvimi incelendiğinde; Mayıs ayının ortası itibariyle Çukurova Bölgesinde % 100, Trakya Bölgesinde % 90, Karadeniz’de % 75 Güney Marmara’da %40 ve İç Anadolu’da % 30 ekimler tamamlanmıştır. İklim değişikliğinin bir sonucu olarak; aşırı yağışlar sebebiyle, Çukurova Bölgesinde ekimler Nisan ayı sonuna kadar sarkmıştır. Bu durum kademeli bitki görüntüsüne sebep olmuştur. Önümüzdeki süreçte hava sıcaklığının hızla yükselmesi ile birlikte vejetasyon döneminin hızlı geçeceğini tahmin etmekteyiz. Böylelikle olası uzun hasat döneminin daralmasını bekliyoruz.

Bölgemizde bazı alanlarda lokalize sülük zararı ve aşırı yağış kaynaklı bitki çıkış sıkıntıları yaşansa da; bir kısım ayçekirdeğinin geç ekimlerden kaynaklı çiçeklenme döneminin aşırı sıcağa kalma riski dışında ciddi bir problemle karşılaşılacağı düşünülmemektedir.

SOYA FASULYESİ

Ülkemizde soya fasulyesi ekim alanları son beş yılda; 300 – 350 bin dekar arasında değişmekte ve üretim miktarı 140-165 bin ton aralığında seyir etmektedir. 2019 sezonunda soya fasulyesi ekim alanının yaklaşık olarak %5-10 artacağını tahmin etmekteyiz.

Türkiye soya ekim alanları % 93 ünün yine GÜNYAĞDER bölgesinde bulunduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizde soya ekiminin % 79 u Adana ve Mersin illerimizde yapılmaktadır. En yüksek üretimi % 54 lük payı ile Adana gerçekleştirmektedir.

Bölgemizde birinci ürün soya fasulyesi ekim alanları Nisan sonu itibari ile tamamlanmıştır. Ancak ekimin % 80 ini buğday hasadından sonra ikinci ürün olarak gerçekleştirilecektir.

PAMUK

Ülkemizde pamuk üretimi yıllar itibariyle artış göstermektedir. 2018 yılında yaklaşık 5.2 milyon dekar alanda 1.5 milyon ton olarak gerçekleşen çiğit üretiminin; 2019 yılında %10 oranında artacağını öngörmekteyiz.

Türkiye’de 2018 yılında çiğit üretiminin % 79 unu gerçekleştiren ilk 5 ili; Şanlıurfa, Aydın, Hatay, Diyarbakır ve Adana’dır.

GÜNYAĞDER bölgesinde ise 2018 yılı pamuk çiğidi üretiminin yaklaşık olarak % 78 i gerçekleştirilmiştir.

Yağlı Tohum Sektörünün Sorunları

1) Hammadde Arzının Yetersizliği ve Üretiminin Artırılması için Geliştirilebilecek Uygulamalar:

Bitkisel yağ sektörünün en önemli sorunlarından birisi ülkemiz yağlı tohum üretiminin yetersizliğidir. Türkiye’de temel gıda maddesi üretiminde dışa bağımlılığın her geçen gün artmaması için yağlı tohum üretiminin artırılması şarttır. Ülkemizin tarımsal potansiyeli yeterli olmasına rağmen Türkiye’nin petrolden sonraki en büyük ithal kalemlerinden biri yağlı tohum ve ham yağlardır. Bu nedenle ithalata bağımlı olan sektörümüz, dünya pazarında ki dalgalanmalardan etkilenmektedir.

Bu sorunun çözümlerini şu şekilde sıralayabiliriz;

a) Yağlı Tohumlu Bitkilerin Diğer Ürünlerle Aynı Şartlarda Desteklenmesi ve Alternatif Ürün Fiyatları ile Parite Farkının Kapatılması:

Üretim yetersizliğinin en önemli nedeni yağlı tohumların alternatifi olan buğday, mısır vb. ürünlerin devletimiz tarafından alım garantisi yanında, müdahale alım fiyatı uygulamasına ilaveten destekleme primi ödemesiyle daha cazip ve karlı olmasıdır. Dolayısıyla, üretici, ayçiçeği yerine buğdayı; soya fasulyesi ve pamuk yerine mısırı tercih etmektedir. Hasat zamanında dünya borsalarına açık olan yağlı tohumlar ve pamuğun fiyatının dünya borsalarında düşmesi yerli üretimin tercih edilmemesinin nedenlerindendir. Bölgemiz üreticisi, ayçiçeği, soya, pamuk tohumu gibi yağlı tohumlu bitkileri diğer ürünlerle aynı şartlarda desteklediğinde veya alternatif ürün fiyatları ile parite farkının “fark ödemesi” ile kapatıldığında yağlı tohum ekimini tercih edecektir. Ayrıca; devletimiz fiyatlama yaparken fiyatlar bir önceki yılın altına düşerse aradaki farkı prim olarak ödeyeceğini beyan ederse, fiyatlar düşmediği takdirde devletimizin herhangi bir ödeme yapmasına gerek kalmayacaktır. İlaveten üretimin artırılması için; destekleme primlerinin iki aşamalı olarak, ekim alanının genişletilmesi amaçlı buğday ekim zamanından önce ve hasat sırasında düzenleyici

destekleme (fark ödemesi) primi olarak belirlenmeli, ürünler arası parite ve Karadeniz Havzası ülkelerinin fiyatlandırması da dikkate alınmalıdır.

b) Yağlı Tohumlarda Verimi Yüksek Tohumların Ekilmesi Teşvik Edilmesi:

Özellikle ayçiçeği, soya fasulyesinde ülkemizde kullanılan tohumların maalesef en modern, gelişmiş ve yüksek verimli olduğunu söyleyemeyiz. Tohumların sahibi olan ve satışını yapan uluslararası firmalar en yüksek verimli tohumlarını tohum hakları sebebiyle Türkiye’ye getirememektedirler. Özellikle maalesef soya fasulyesinde bir önceki yıl ekilen soya fasulyesi bir sonraki yıl tohum olarak satılınca, tohum firmalarıyla rekabet doğmaktadır. Çiftçinin yüksek verimli, orijinal ve başarılı ticari tohumları ekmesi devlet tarafından teşvik edilmelidir.

c) TİGEM Arazilerinde Yağlı Tohum Ekim Alanlarının Artırılması

d) Nadas Alanlarının Üretimde Değerlendirilmesi:

Ülkemizin yağlı tohumda dışa bağımlılıktan kurtulması ve cari açığın düşürülmesi için mutlaka nadas alanlarının üretimde değerlendirilerek, bu alanlarda yağlı tohum üretiminin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Nadasa bırakma yerine münavebenin destekleme kapsamına alınması bir seçenektir. Devletimizin bu hususta uyguladığı aynı araziye 3 yıl aynı ürün ekildiği takdirde destek verilmemesi gibi başarılı uygulamaları mevcuttur, bu kapsama nadas yerine münavebe sistemi de dahil edilmelidir.

e) Sürdürülebilir Tarım Uygulamalarının Desteklenmesi:

Sürdürülebilir Tarım Tanımı Hakkında Sektörün Bilgilendirilmesi, Tüketicinin Bilgilendirilmesi

Sürdürülebilir Tarım özellikle toprağın ve ürünün en az müdahale ile korunması toprak veriminin korunması ve arttırılması, sağlıklı gıdaya erişimin sağlanması, ancak bunu yaparken üreticinin, sanayicinin ve tüketicinin ekonomik olarak afaki bir maliyete maruz kalmasının engellenmesidir. Böylece sağlıklı gıdanın, toprağın ve de çiftçilik mesleğinin devamlılığı sağlanmaktadır. Tüketici, sanayici ve çiftçi organik tarım, iyi tarım ve sürdürülebilir tarımın farkları açısından mutlaka bilgilendirilmelidir ve bununda devlet eliyle yapılması gerekmektedir.

Mevzuat ve Devlet Desteği

Sunar tarla bitkilerinde Sürdürülebilir Tarım ilkelerini uygulamayı başaran sayılı şirketlerden birisidir.

Sürdürülebilir gıdaya erişim konusunda en büyük problem üreticilerin de tüketicilerin de yeteri kadar konu hakkında bilgi sahibi olmamasıdır. Üretici sürdürülebilir tarım konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığından, sürdürülebilir tarım yapmamaktadır. Tüketici yeterli bilince sahip olmadığı için sürdürülebilir tarımdan elde edilen ürün ile normal tarımdan elde edilen ürün arasındaki farkı ayırt edememektedir.

Yağ kategorisi kar marjı oldukça düşük bir sektördür. Sunar çiftçisine sağladığı imkânların tüm ek maliyetlerini tamamen kendisi üstlenmiştir. Sunar, bölgede 40 yıldan uzun süredir faaliyet göstermesi, Çukurova’nın mısır ambarı haline gelmesine vesile olan firma olması, çiftçinin dostu, güvenilir firma imajı neticesinde çiftçilerle uygulamalar hususunda hiç sorun yaşamamıştır.

Ancak en büyük problem belgelendirme ile ilgili yaşanmaktadır; bakanlığımızın Sürdürülebilir Tarım ile ilgili mevzuatı bulunmadığından belgelendirme ancak alıcı şirketin anlaşmalı olduğu şirket tarafından, kendi kontrol kriterlerine göre yapılmaktadır. Uluslararası alanda ise bağımsız olarak akredite Sürdürülebilir Tarım sertifikasyonu yapabilecek sertifikasyon kuruluşu çok az sayıdadır ve ayrıca sertifikasyon bedelleri oldukça yüksektir.

Yine Sürdürülebilir tarıma özgü bir mevzuat bulunmadığı için anlam karmaşası yaşanmakta, Sürdürülebilir Tarım ile ilgili yeteri kadar bilinçlendirme çalışması yapılmadığı için sürdürülebilir ürünlere yönelik özel bir pazar oluşmamaktadır. Bundan dolayı, çiftçilerin daha kaliteli ürün üretme konusunda motivasyonu da etkilenmektedir. Ayrıca İyi Tarım ve Organik Tarım uygulamaları yapan çiftçimiz devletimiz tarafından desteklenirken mevzuat bulunmaması sebebiyle Sürdürülebilir Tarım çiftçisi desteklenememektedir.

2) Pamuğun Lisanslı Depoculuk Kapsamına Alınması:

Mısır ve buğday hububatlarında olduğu gibi, pamuk çiftçisini fiyat dalgalanmalarından korunabilmesi adına, pamuk da lisanslı depoculuk kapsamına alınmalıdır.

3) Pamuk, Hububat ve Yağlı Tohumların Vadeli İşlemler Borsasında Değerlendirilmesi:

Chicago Borsasında olduğu gibi, emtia üreticilerinin ileriki bir zamanda ürettikleri ürünlerin fiyat dalgalanmalarına karşı korunması açısından gerekli altyapı sağlanmalı ve pamuk, hububat, yağlı tohumların vadeli işlemler borsasında değerlendirilmelidir.

4) Sözleşmeli Tarımda Taraflardan Sanayicinin de Desteklenmesi:

5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 13.maddesinde de yer aldığı üzere bakanlığımızın sözleşmeli tarımı geliştirmesi ve yaygınlaştırabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapması ile ilgilidir. Çiftçinin satış riskini azaltan, sanayinin hammadde arzını garanti altına alan ve böylece üretim alanı artırılması arzu edilen ürünlerin yetiştirilmesini ve işlenmesini sağlayan model, aynı zamanda tarımın teknolojiden faydalanmasında, yeniliklerin yayılmasında ve benimsenmesinde sonuç olarak çiftçinin kalkınmasında etkili olmaktadır. Sözleşmeli tarım gibi entegrasyon hareketlerinin taraflarından çiftçinin korunması ve teşvik edilmesi öncelikli iken; diğer işbirlikçi olan sanayi kuruluşuna da özellikle bölgesel olarak hedef ürünlerde gerekli destek sağlanır ise; çok daha verimli bir işbirliği olacağının kanaatindeyiz. Bu destek sağlanırsa; sanayici devletten aldığı desteği yine prim olarak çiftçiye sağlayacaktır.

5) Yağlık Ayçiçek Tohumu ve Ham Ayçiçek Yağına Uygulanan Gümrük Vergilerinin Düzenlenmesi:

Yağlık ayçiçek tohumu ve ham ayçiçek yağına uygulanan gümrük vergileri yurtiçi hasat dönemleri standart hale getirilmesi öncelikle çiftçilerimizi ve sonrasında sanayicilerimizin bu husustaki sıkıntılarını giderecektir.

Uygulanacak gümrük vergilerinde Çukurova’daki hasat dönemi başlama tarihi olan 1 Temmuz dikkate alınmalı ve 1 Temmuz - 31 Ocak /1 Şubat - 30 Haziran şeklinde iki farklı oran olmalıdır. Bu tarihler belirlenirken yurtiçi yağlı tohum ihtiyacımız 2,5 milyon ton olarak belirlenmiş ve ülkemizde üretilen 1,5 milyon ton yağlı tohumun yurt içi tüketimimize ancak Ocak sonuna kadar yetebileceği öngörülmüştür. Yine aynı başlık altında Ayçiçek tohumu ve yağında gümrük vergi oranlarının sıfırlanması veyahut düşürülmesi kararı alınabileceği duyumlarımız arasındadır. Sektörümüzün bu sıkıntıları bertaraf edebilmesi ve kısmen de olsa rahat bir nefes alabilmesi için, ayrıca yerli ayçiçeği üreticisinin desteklenmesi adına ithal ayçiçek tohumu ve yağında gümrük vergi oranının bir an önce minimum % 23-27 arasına getirilmesi tarihi bir sorumluluktur. Ayçiçek tohumu ve yağında gümrük vergi oranı düşürülmesi gündeme alınacaksa, ancak yerli hammaddenin fabrikalar tarafından işlenmesinin bittiği Şubat ayından sonra gündeme alınmalıdır. Gümrük vergi oranları ile ilgili uygulamalar da ayçiçek hasadının başladığı Haziran ayından önce sonlanmalıdır ki, sanayici çiftçinin ürettiği yerli hammaddeyi almaya devam edebilmelidir.

6) Ayçiçek Tarımında Empürite Probleminin Çözülmesi:

Ayçiçeği yağlı tohum hasadında empürite(yabancı madde) oranı dünya ortalaması % 2 iken bu oran ülkemizde Trakya’da % 3, İç Anadolu ve Karadeniz’de %10, bölgemizde ise % 6-7 civarındadır. Ayçekirdeğinde empüritenin fazla olması, Ayçiçek tarımından destekleme alan ve empürite oranlarına hassasiyet göstermeyen haksız kazanç elde etmesine, devletimizin de kaynak kaybına sebep olmaktadır. Fazla tonajlardaki verimsiz ürün nakliye aracılığıyla tüccarlara ve/veya kırıcılara/sanayicilere taşınırken yakıt kullanılmakta bu yakıt da doğrudan dış ticaret açığının artmasına sebep olmaktadır. Yüksek yabancı maddeli ürün işletmelerin verimliliği ve tüketiciye iletilen nihai ürünün kalitesini etkilemektedir. Ayrıca alıcılar ürünün bozulma olasılığı arttığı için uzun dönemli depolama yapamamaktadır. Bu konunun birinci derece muhattabı olan biçerdöver operatörleri ve çiftçilerimize empürite bilinçlendirme eğitimleri verilmeli, yanlış uygulamayı önleyici cezai yaptırımlar getirilmeli ve bu hususta taraflar bilgilendirilmelidir.

7) Bosna Hersek Menşeli Ürünlerle İlgili Tarife Kontenjanı;

Bosna – Hersek menşeili bir kısım ürünlere tarife kontenjanı kapsamında gümrük vergisiz ithalat hakkı getirilmiştir. Sıfır gümrükle ithalat piyasa dengesini bozmaktadır. İkili anlaşma gereği Bosna Hersek’ten ithal edilen “0” gümrüklü ham ve rafine ayçiçeği yağı, piyasada fiyat dengesizliği yaratmakta ve haksız rekabete neden olmaktadır. Ayrıca; başvuru yöntemleri ve tahsiste öncelik uygulamasında da sıkıntılar bulunmaktadır. Örneğin; Ayçiçek ve aspir

tohumu yağında 75 bin ton kontenjan tanınmıştır. Dönemi 01.01.2019-31.12.2019 dir. Başvuru yöntemi; beyanname sırasına göre tahsis yöntemidir. Yani ilk önce beyannameyi açana öncelik tanınacak ve süresi beyanname açılma aşamasında not düşülerek yapılacaktır. Bu yöntem kendi içerisinde bir takım belirsizlikleri içermektedir. Bu yöntemde ileride ihtiyacı olacak ürün için öncelik alabilmek amacıyla hiç ihtiyacın olmadığı dönemde beyanname açılıp sıraya girilmesi nedeniyle şirketleri finans yönünden sıkıntıya sokacak bir yöntemdir. Bu yöntem değiştirilerek talep toplama yöntemine geçilmelidir.

Saygılarımla

Hüseyin Nuri ÇOMU
Günyağder Yönetim Kurulu Başkanı

Bilgi Notu

“BİTKİSEL YAĞDA PLANLI ÜRETİM 16 MİLYAR DOLARIN TÜRKİYE’DE KALMASINI SAĞLAR”

Derneğimiz, toplantılarını sadece yönetim kurulu toplantıları ile sınırlamayıp, bölge toplantılarına da yer vererek, bölge sanayicilerimizin sorunlarını paylaşma ve çözüm bulma açısından gerekli iletişim ortamını sağlamıştır.

Web Sayfası Sponsorları